“The Stay Alaçatı”da görünmeyen bir paragrafı okumak..

 
Girişin tam ortasında yerde sizi karşılayan The Stay yazısının derhal arkasında boylu süresince uzanmış hanım heykelinin yanına geldiğinizde sol yanınızda Peter Zimmerman’ın 1990’lardan bu yana basılı ve dijital medyadan sayısız imajı bir veri bankasında biriktirerek, bu imajlardan soyut kompozisyon fikirleri üreterek peşinden da bu fikirleri tuval üstüne renkli reçine uygulayarak somutlaştıran, kendini bir nevi fizyolojik sürecin akışına bırakarak yarattığı “U.B.” adını taşıyan eserini görüyorsunuz.

Aynı hizada sağ yanınızda ise heykel ve tasarım alanında 20’den fazla ödüle layık görülmüş, Çin Ulusal Sanat Müzesi, İstanbul Çağıl Sanat Müzesi, Eczacıbaşı Vakfı Koleksiyonu, Odunpazarı Çağıl Müze, Baksı Müzesi ve Elgiz Müzesi şeklinde müzelerin koleksiyonlarında eserleri bulunan Seçkin Pirim’in, yine eden formlardan oluşan yaşamıyla özdeşleştirdiği “Çıkış Yok” adını taşıyan bir heykelini..
Bir kaç adım ilerlediğinizde ise sol yanınızda Zimmerman’ın eserinin derhal peşinden Almanya’nın internasyonal alanda en oldukca tanınan modern sanatçılarından kabul edilen Anselm Reyle’nin folyo ve şerit fotoğraf ve heykeli ile karşılaşıyorsunuz. 2009’dan beri Hamburg Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde Profesör olan Reyle, bilhassa buluntu malzemelerin orijinal işlevlerini maskeleyerek, nesnelerin görsel niteliklerini ortaya çıkaran, tüketim toplumunun kalıntıları, atık malzemeler, kentleşmenin sembolleri ve endüstriyel değişiklik şeklinde mevzuları eserlerinin merkezine alan bir sanatçı oluşu ile tanınıyor.

Reyle’nin bu dinamik eserinin derhal üstünde ise Ebru Uygun’un altın yatay şeritlerin üst üste gelmiş olarak oluşturduğu dizeleri hatırlatan, insanı bu bakış açısından hareketle sanki görünmeyen bir paragrafı okuyabilmesi için soldan sağa doğru hareket ettiren “Light of Memory I” adını taşıyan eseri ile karşılaşıyorsunuz. (Uygun’un bu alanda yer edinen bir öteki eseri ise şöminenin derhal üstünde yer edinen, ilk bakışta bir oldukca “love” kelimesini ve bu kelimenin harflerini bir arada gördüğünüz, tertipli bir tekrarın yarattığı ritmi ön plana çıkaran eseri.)
Bu eserlerin tam karşı hizasında sağ yanınızda Seçkin Pirim’in eserinin derhal peşinden gördüğünüz yaratı ise sanat kariyerine uzun seneler evvel fotoğraf ile başlamış sadece bugünlerde daha oldukca sinemacı kimliği ile tanınan Nuri Bilge Ceylan’ın 2012 senesinde fotoğrafladığı “Göçmen Kız” adını taşıyan eseri yer ediniyor. Bu resmin derhal üstünde ise Ayse Erkmen’e ilişik “Flowers & Leafs (2014)” adını taşıyan, bitkisel formları yeşil renk mürekkeple kağıt üstüne yorumladığı desen serisini görüyorsunuz.

Bu mekanın tam ortasına sizi getiren bu 6 sanatçının eserinin peşinden ise mekanın ikinci yarısındaki eserlerin olduğu alana gelmiş oluyorsunuz. Bu bölümdeki tüm eserleri görebilmek için ya yukarı bakmanız yada çıkmanız ya da sağ ve soldaki odaların olduğu koridorlara doğru ilerlemeniz gerekiyor.
Eğer bu yolculuğa devam eder ve de merdivenlerden üst katlara doğru çıkarsanız bu mekanı yukarı sağ ve sol üst kanattan izleyen Berke Yazıcıoğlu’nun 11 halı dokumasından oluşan serisinden Igor Stravinsky’nin “Bahar Ayini” adlı kitabından bir bölümün görsel olarak yorumlandığı 2 eseri ile karşılaşıyorsunuz. Kıştan bahara geçerken, mevsim değişimini karşılamak için eski Rusya’da pagan bir kabile tarafınca düzenlenen bir ritüeli mevzu alan “The Rite of Spring I, II” adlarını taşıyan, bu iki dokuma yaratı, 17’nci yüzyılda Londra’da kurulmuş bir tekstil şirketi ile emek harcayarak üretilmiş 11 eserden 2’si.

Bu alanda birazcık daha ilerler, şöminenin yer almış olduğu alana gelirseniz yada koridorlara girerseniz de Mustafa Hulusi, Mevlana Lipp, Hayal Pozantı, Allan Villavicencio şeklinde adların eserleri ile karşılaşıyorsunuz.
Şimdi eserlerin ve de sanatçıların mekan ile ayrı bir dialog kurmasının niçin Dirimart için bu denli mühim oluşu sanırım birazcık daha anlamlı. Zira Türkiye’de internasyonal sertifikalı ilk karbon yansız otel olma özelliği taşıyan, geri dönüşüme her alanda fırsat tanımaya çalışan, sürdürülebilir gezim anlayışının ekolojik simgelerinden biri olarak tanınan, bahçesinde 1100 yaşlarında bir zeytin ağacı da dahil bir oldukca zeytin ağacının yer almış olduğu The Stay Alaçatı şeklinde mekanın kendi kimliğini sanat aracılığı ile ifade etmesi oldukça ince bir yaklaşım.
Bir kere hem sanata hem de doğaya aynı mesafede durduğunuzu, bu iki mühim ucun birbirlerini her an hem desteklediklerini hem de beslediklerini, sizin de o ikisi arasındaki ince çizgide kuvvetli durabildiğinizi göstermeniz lazım. Adam egemen bir toplumda hanıma inandığınızı, bu mekanda dişi gücün zarafetine öncelik tanıdığınızı, bu yüzden de konuklarınızı bir karı heykeli ile karşıladığınızı onlara göstermeniz lazım. Sonrasında da duvardaki tüm eserler aracılığı ile gizliden gizliye yaşamın döngülerden ibaret bulunduğunu, sadece bazı anların ölümsüz bulunduğunu ve bizlerin de aslına bakarsan sırf o anları yaşayabilmek için yaşamda olduğumuzu tekrardan anlatmanız lazım. Görmeye hazır olan gözlerin üstü kapalı da olsa gereksinim duyan cevapları dört bir yanda görebileceğini, insanoğlunun kendi başınalığını ile kurduğu kuvvetli ilişki yardımıyla yaşamı daha dolu ve gerçek yaşayabileceğini, malum tüm dillerin ötesinde tek bir dilin “sevgi dili”nin tüm kapıları açabilecek tek anahtar bulunduğunu hissettirmeniz lazım. Sanatın ruha ve kalbe iyi gelen mucizeviliği yardımıyla bunu yapabilmeniz lazım ki insanlarda bir değişiklik ve dönüşüm döngüsünü başlatabilin.

Açıkçası The Stay’in kurucusu Muzaffer Yıldırım’ın kızı Maya Yıldırım serginin açılış gecesi yanımıza gelene ve de bizlere bu alanın dönüşüm öyküsünü kendiliğinden anlatıncaya kadar haberim yoktu. Bu alanı yalnızca kendilerine saklayabilme şansları varken başkaları ile paylaşıma açmayı seçişleri es geçilmemesi ihtiyaç duyulan bir mevzu. Bu alanda kullanılan tüm ahşapların orta ve doğu Karadeniz’de terk edilmiş yıkılmaya yüz tutmuş yüzlerce senelik ahşap evlerden sağlanmış, tüm tuğlaların ise 100-150 senelik Ortadoğu evlerinden getirilmiş, derhal ilerideki havuzun içinde yer edinen mozaiklerin atıl cam şişelerden geri dönüştürülmüş ve girişte duran saatin ise İzmir’deki eski Tariş binasında kullanılmış, tozlanmış, çürümeye bırakılmış, sonrasında tekrardan onarım edilerek burada baş köşeye konulmuş oluşu ise saygı duyulması ihtiyaç duyulan bir mevzu. Hepsi bu mekanın yolculuğunu, geçmiş ile şimdi bağlantısını daha da anlamlı ve varlıklı bir hale getiriyor.

Tüm bu nedenlerden dolayı de The Stay bugün benim için hem sıcacık hikayeler dinlediğim bir ailenin evi, hem geri dönüşüme hayatlarında en güzel şekilde yer veren vizyoner bir işletme, hem de senenin 12 ayı süresince değişik sanat etkinlikleri düzenleyen sanata öncelik tanıyan bir kültür alanı. Zira sahne sanatlarından plastik sanatlara, resimden heykele kadar sanatın tüm disiplinlerine ev sahipliği icra eden, muhteşem tatları size değişik yorumlar ile sunarak unutulmaz bir lezzet yolculuğuna çıkaran, konserler ve de festivaller gerçekleştiren size her şeyi bir arada sunan bir mekan. Dolayısıyla bu yaz Alaçatı’ya yolunuz düştüğünde uğrayacağınız ilk yer bu gizli saklı bahçe içindeki mekan olmalı. Bu mekandaki sanat eserlerini gidip yakından incelemeli, şöminenin sağındaki tüm duvarı kaplamış olan o geniş kütüphanenin kitaplarından bir kaçını incelemeli yada yılda 4 kez çıkan The Stay Mag dergisini okumalı, eğer denk gelmişseniz de bu alanda bir tiyatro oyununa yada hususi film gösterimlerinden birine katılmalısınız.

Ihmal etmeyin, ücretsiz bir şekilde 21 Ağustos’a kadar istediğiniz her an ziyaret edebileceğiniz, internasyonal bilinirliğe haiz sanatçıları Türkiye’de, mahalli sanatçıları ise ulusal ve internasyonal platformlarda temsil etmeyi misyon edinen Dirimart’ın The Stay Alaçatı ile ortaklaşa gerçekleştirdiği bu sergisi, bu mekanın bu yaz için bünyesinde gerçekleştirdiği sanat içerikli aktivitelerden yalnızca bir tanesi. O gün özelinde bu mekanda neler oluyor öğrenmek için ise bu mekanı takipte kalmayı atlamayın.

Son Dakika Haberler